I - DÜNYANIN YARATILIŞINDAN HRİSTİYANLIĞA KADAR KARAMAN

Türklerden önceki adıyla LARANDA.

Selçuklu ve Karamanoğulları döneminde LARENDE.

Daha sonraki dönemlerde KARAMAN adını alan bu Kutsal beldenin Türk Kültür tarihinde olduğu kadar Dünya Kültür ve medeniyetinde önemli yeri vardır.

İnsanoğlunun mağara hayatından yeryüzüne dünyadaki ilk çıkış noktası Karaman - Süleymanhacı civarıdır.  Araştırmalara devam edilmektedir.

İnsanlık tarihinde, yazının icadı bir dönüm noktasıdır. Toplumun yazı ile tanışmadan önceki yaşam dönemi o toplum için, Tarih öncesi devredir. Tarih öncesi devrini de bölümlere ayırmak gerekir:

A – TAŞ DEVRİ :

I – KABATAŞ DEVRİ.   II – YONTMA TAŞ DEVRİ.  III – CİLALİ TAŞ DEVRİ.

B – MADEN DEVRİ:

Bu dönem içinde Anadolu’da yaşam  avcılık, balıkçılık ve tarım ile tanışmıştır.

I – BAKIR DEVRİ: Anadolu’da M.Ö. On Bin Yıl İle Üç Bin Yıllar arasını kapsar.

II – TUNÇ DEVRİ; Anadolu’da M.Ö. 2500 İle M.Ö. 1200 yılları arasını kapsar.

III – DEMİR DEVRİ; M.Ö. 1200 den sonraki dönemdir. Bu dönem sonunda Anadolu insanı yazı ile tanışmıştır ve böylece Tarihi çağlar başlamıştır.

Tarım, toprağı işleme, ekip yetiştirme, hayvancılık ilerlemiş, yerleşik düzen sonucu şehirler kurulmuş, siteler, ülkeler ve toplumu yöneten sınıflar, kadrolaşmalar başlamıştır.

Anadolu’da ilk çağ M.S. 476’ya kadar devam eder. Bu, toplum yaşamında 2500 yıllık bir süredir.

Hemen komşu Mezopotamya’da ise bu süre 4000 yılı aşar. Orada ilk “ teşkilatlı ” toplum olarak ASURLULAR’ ı görürüz.

Asurlular ’ın Anadolu ile ilişkileri, ticaret kolonileri kurma görünümünde ortaya çıkar. Orta Anadolu’da Hattuş, Kaniş, Kuşşara, Zalpa gibi şehir Devletleri ön plânda yer alır.

Bu Devletçikler veya Prensliklerden sonra Anadolu’da toplu bir güç olarak HİTİT Krallığına raslanır.

Hitit’ler M.Ö. 1800 – 2000 yılları arasında doğudan Anadolu’ya gelmiş Arî ırktandırlar.

Hitit Devleti, Kral Tuthalia zamanında kuruluşunu tamamlamıştır. Tuthalyadan önce  Pithana, sonra Anitta görev yapmıştır.

İlk Hitit yazısı ile yazılmış binlerce tablet bulunmuştur. Karaman çevresi ile birlikte Anadolu’nun pek çok yerinde toprak altında bulunan Hitit kalıntıları, tabletler, çanak çömlek, madeni eşyalar gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir.

En zengin Hitit buluntuları, Ankara Etnografya müzesinde saklanmaktadır.

Hitit İmparatorluğu Kral Labarna zamanında büyüyüp bütün orta Anadolu’ya , güney ve güney doğu Anadolu’ya yayılmıştır.

Oğlu I. Hattusilis, Halep’e kadar uzanmış, onun oğlu I. Mursilis imparatorluğu genişletip bütün yakın doğuya hakim olmuş ve Mısır üzerinde baskı sağlamıştır.

Mursil’den sonra Hititler durgunluk dönemine girer.

İmparatorluğa bağlı şehir Devletçiklerinden bazıları güçlenmeye başlar. M.Ö. 1550 de Hantilis, sonra onun oğlu Zidantas, oğlu Ammunas, oğlu Huzzias Hitit İmparatorlarıdır.

             Ammunas’ın damadı Telepinus’u takiben, M.Ö. 1550 – 1450 arası Hititlerin gerileme dönemidir. Bu süre içinde Alluvamnas, II. Hantilis, II. Zidantas, II. Huzzias Hitit İmparatorlarıdır.

             M.Ö. 1465 den sonrası “ Yeni Hitit İmparatorluk Çağı ” olarak kabul edilir. Sırasıyla:

II. Tutalya, I. Arnuvanda, II. Hattulis, III. Tuthalya ve eşi İmparatoriçe Nikalmati’nin oğlu Suppilulium iktidardadır. Ve başarılı bir dönemi kapsar.

O devirde büyük devletlerin ilk sırasında Firavunların yönettiği Mısır vardır.

İkinci sırada Hitit imparatorluğu, Üçüncü sıra Babilde, sonra Mitani ve Asurlular onları takip etmektedir.

Hitit İmparatorluğu, zamanla Filistine kadar topraklarını genişletti. Hurri ve Mitanlı Devletlerini İmparatorluğuna kattı.

Önceleri Hititlerle dost geçinen Mısır, Suriye üzerine sefer düzenledi.

Hititlerle Mısırlılar bu yüzden M.Ö. 1296 yılı Haziranında orta Suriye’de bulunan KADEŞ’te karşı karşıya geldiler. Kadeş meydan savaşını Mısır kazandı. Ancak Hititleri Suriye’den çıkaramadılar.

M.Ö. 1280 de Hitit imparatoru III. Hattulis kızlarını II. Ramses’le evlendirdi. M.Ö. 1264’te III. Hattulis Mısır’a gitti. İki ülke artık barışık yaşama devam ettiler. Bu dönemde Hititler zenginlediler. Ticaretin yanı sıra ülkelerinde imar hamlesine giriştiler. Ayrıca Asurlularla da iyi geçindiler.

Hititler M.Ö. 1200 tarihinde parçalandı. 1180 de silinip yok oldu.

İmparatorluktan sonra Hitit topraklarında yine 600 yıl önceki gibi şehir devletçikleri ortaya çıktı. Bunlardan en güçlüleri Gazianteb’e bağlı, şimdiki Carablus ( Barak ) ‘ ta bulunan Karkamış Krallığı ile Samal Prensliği’ dir.

Maraş’a bağlı Gurgumda, Malatya’daki Melid’de, Hamâdaki Hamat’ta, Tel halefteki Guzana’ da, Tel  Ahmer’deki  Til Barsip’te bulunan prenslikler de M.Ö. 700 de Asurlularca ele geçirilmiştir.

 

ASUR İMPARATORLUĞU :

Sami ırkından olan bu kavim  Kilikya’yı ( Taşeli ) , Orta Anadolu’da Kızılırmak çevresini, Doğu Anadolu’da Van Gölüne kadar olan bölgeyi ele geçirdikleri gibi Karkamış ve Samal ‘ın yanı sıra birçok küçük Prensliği de topraklarına katmıştır.

 

BABİL İMPARATORLUĞU:

Bunlar da Sami ırkındandır.

Mezopotamya’da kurulduktan sonra Suriye – Filistin ve Mısır’ı ele geçirmişlerdir.

 

FRİK KRALLIĞI:

M.Ö. 800 yıllarında Anadolu’da Kızılırmak batısında kalan topraklarda kuruldu. Aynı tarihlerde Kafkaslardan gelen :

 

KİMMERLER ve İSKİTLER de Anadolu’da Kızıl Irmağın doğusuna yerleştiler. Kimmerlerin daha çok yayılmasını Asurlular önledi.

 

HURRİ ve MİTANNİ KRALLIĞI:

M.Ö. 2000 yılında Anadolu’ya doğudan geldiler. Hititler gibi Arî ırkındandırlar. M.Ö. 1500 de doğu ve güney Anadolu’da Hurri Krallığını kurdular. Urfa başkentleri idi. Filistin’e kadar Akdeniz kıyılarını ve kuzey Mezopotamya’yı topraklarına kattılar. Doğuda Van Gölünden öte, Urmiye gölüne kadar uzandılar.

Sonradan Krallık ikiye bölündü. Hurri Krallığı M.Ö. 1300 de Hitit imparatorluğu ile, Mitanni

Krallığı M.Ö. 1275 te Asur Krallığı ile birleşti.

 

URARTU KRALLIĞI :

M.Ö. 859 – 612 asarında 250 yıl güney doğu Anadolu ve kuzey Suriye’ye hakim oldu. Malatya ve Erzincan’dan, bugünkü Ermenistan’a kadar yayıldı.

M.Ö. 859 – 830 arasında Arsaşkun; 830 – 720 arasında Tuşpa, Turuşpa, Bugünkü Van;

M.Ö. 714 – 612 arasında bugünkü Toprakkale’yi başkent yaptılar.  M.Ö. 714 te Asurluların yönetimi altına girdiler. Daha sonra M.Ö. 612 de İran imparatorluğundaki MED’ler tarafından Urartu Krallığı ortadan kaldırıldı.

 

İYONLAR:

Batı Anadolu’da büyük Menderes ile Gediz Nehri arasındaki bölgeye İyonya denir.

İyonlar M.Ö. 2000 yılında doğudan geldiler. İki nehir arasına yerleştiler. Bir süre Hititlerin emrinde yaşadılar. Yunanistan’dan gelen Elenler’ in etkisi altında kaldıkları gibi, İyonlar da Elenler’ i etkilediler. M.Ö. 1200 den sonra iki nehir arasındaki İyonya hudutlarından taşıp, bütün Ege’ye yayıldılar.

 

KARYA:

İyonya’nın güneyinde büyük Menderes ile Dalaman çayı arasında kalan bölüm Karya’ dır.

 

LİDYA:

İyonya’ nın Kuzeyinde Gediz nehri ile Bakır çayının daha kuzeyinden, batıda kalan Ege sahillerine Lidya denir.

Bu iki bölgede oturanlar KARYALILAR ve LİDYALILAR diye isimlendirilir.

 

LİDLER = LİDYALILAR :

Lidler Arî kavimlerden oluşmuştur. Bu krallık iki bölümde ele alınmalıdır.

M.Ö. 800 – 670 yılları arasında 130 yıl devam eden ilk Lidya Krallığı döneminde, Attiyades soyundan, kurucu kral Attis ile başlar, son kralları Heraklides soyundan Kandavul ile biter. Kral Kandavul’un ardından, M.Ö. 670 de sonraki Lidya Krallığının kurucusu Kral Gyges ile devam eder. Kral Gyges aynı tarihte Firikya Krallığına son vermiştir.

Kurucu Gyges’in babası, Tirha Prensi Mermnas’ın oğlu olduğu için Lidyalıarı Mermnad’lar olarak ta adlandırırlar.

Mermandlar’dan Gyges ( M.Ö. 670 – 652 ) , Ardis ( M.Ö. 652 – 600 ) , Sadyattes ( M.Ö. 600 – 588 ) , Alyattes ( M.Ö. 588 – 560 ) , Kroisos ( M.Ö. 560 – 544 ) arasında olmak üzere, 126 yılda baba oğul altı göbek yönetimde kalmıştır.

Mermandlar’ın zamanında başkent Sardis ( Sardes = Sard ) dır.

Lidya Krallığında en ileri dönem Kral Gygesin gününde yaşanmış, Kral Gyges Kimmerle yapılan bir savaşta ölmüştür.

Kız kardeşlerinden birisini Efesos Prensi Melas’la , diğerini İran İmparatoru Astyages ile evlendiren Kroisos ( M.Ö. 500 – 544 ) arasında 14 yıl Lidya Krallığı yapmıştır.

Madeni parayı ilk defa basıp kullanan Kroisosdur. Kroisosun zenginliği dillere destan olmuş, “ Karun kadar zengin ” tekerlemesi o devirden günümüze kadar gelmiştir. Daha ötede Tevrat ve İncil’de KORAH adıyla anıldığı gibi Kur’anı Kerim’de KARUN olarak geçer:

28. Sure KASAS : 76, 77 , 78, 79, 80, 81, 82 ayetler ve

29. Sure ANKEBUT : 39 ve 40. Ayetlerde KARUN’ dan bahsedilir.

 

MAKEDONLAR ve BÜYÜK İSKENDER:

Makedonyalılar Yunanlı değildir. Sonradan Yunan kültürünü benimsemişlerdir.

M.Ö. 725 te Yunanistan’ ın kuzeyinde kurulan Krallığın en büyük hükümdarı “ Büyük İskender = Aleksandros ” tur. 20 yaşında Kral olmuş ( M.Ö. 350 – 13 haziran 317 ) de 33 yaşında iken Babil’de ölmüştür. 13 yıllık Krallık döneminde :

M.Ö. 334 Baharında Çanakkale yarımadasına ayak bastı. Sard’dan geçti. Gordiyon

( Polatlı yakınındaki Yassı Höyük )’ ten güneye indi. Hatay’da İssos’ta İranlılarla ikinci kez karşılaştı ve yendi.

Suriye, Lübnan ve Filistin’i, Fenike’yi aldı. Dönüp, Suriye’den Mezopotamya’ya yürüdü.

M.Ö. 331 de Arbela ( Erbil )‘de Pers İmparatoru Dara ( III. Darius Kodaman )’ ı yendi.

Elâm’dan geçip İran’a girdi. PERSOPOLİS ( Parsa = Taht-ı Cemşid )’den kuzeye geçerek,  330 da Ekteban ( Hemedan ) ‘a vardı. Hazar’dan şimdiki Afganistan’ı ve güney Maveraünnehr’i ; daha güneye inip Pencab’ı , Sind’i ele geçirdi. Kirman ve güney İran üzerinden Babil’e döndü. 13 Haziran 317 de Babil’de öldü.

Büyük İskenderun ölümünden sonra M.Ö. 309 da Makedonya İmparatorluğu yıkılıp İskender’in Generalleri arasında paylaşıldı.

 

SELEVKOSLAR:

Selevkos İmparatorluğuna Asya İmparatorluğu adı da verilir. Büyük İskender’in generallerinden Selevkos Nikator tarafından kuruldu. M.Ö. 312 den M.Ö. 64 de kadar yaklaşık 250 yıl devam etti.

Başkentleri Selevkiye ( Silifke ) M.Ö. 321 de Babil’in  ( şimdiki Bağdat ) yakınında  Diyâle ırmağının Dicle’ye ulaştığı yerde büyük bir şehir idi.

M.Ö. 312 – 306 arasında başkent, Babil’e taşındı. M.Ö. 306 – 280 arasında başkent, Antakya oldu.

Selevkoslar 250 yıllık saltanatları süresinde, ele geçirdikleri her büyük şehir’ e  Seleucos ( = Selevkos = Selevkiye = Silifke ) adı vermeleri sonucu orta doğuda aynı adı taşıyan bir düzüne’ ye yakın şehir karşımıza çıkar. İki düzüne’ yi bulan Anteakhiya ( Antakya ) gibi.

 

KAPADOKYA KIRALLIĞI:

Orta Anadolu’da M.Ö. 344 – 36’ya kadar Selevkoslar  bağlı bir Krallıktır.

M.Ö. 36 – M.S. 17 ye kadar 53 Yıl , Romalıların atadığı Arkhelaos tarafından yönetilmiş,

Arkhelaos’un M.S. 17 yılında ölümü ile “ Kapadokya Vilâyeti ” statüsünde, Roma İmparatorluğu topraklarına katılmıştır.

 

BİTİNYA KRALLIĞI :

Anadolu yakasında Sakarya vadisi ve Kocaeli yarımadasından İstanbul boğazına

kadar uzanan bölgede  M.Ö. 377 – 74  arası 300 sene yaşamış olan Bitinya Krallığının ilk başkenti M.Ö. 377 – 264 arasında Astakos ( Olbia ) idi. M.Ö. 264 – 74 arasında ise sonradan Astakos üzerine kurulan Nikomedeia ( İzmit ) oldu.

 

BERGAMA KRALLIĞI:

Bu bir Yunan Krallığıdır. Kuzey Batı Anadolu’da M.Ö. 263 de kuruldu. Başkenti Pergamon ( Bergama ) idi. M.Ö. 188 de Apamea ( Mudanya ) antlaşmasından sonra Bergama Krallığı hızla büyüyerek, orta Anadolu , Galatya, Lycaonia, Pamfilya, Pisidiya, kısacası Konya ve Laranda çevresine egemen oldu.

M.Ö. 138 de Kral III. Attalos Filomater ( M.Ö. 138 – 133 ) topraklarını Roma’ya bağışladığı için ölümünden üç yıl sonra yani M.Ö. 130 da Bergama Krallığı toprakları tamamen Roma’ya devredilmiş oldu. Pek çok zenginliklerin yanı sıra, o gün için Dünyanın en değerli kitaplığı, 200.000 kitaba sahip Bergama Kütüphanesi de Romalıların eline geçmiş oldu.

Anadolu’da yukarıda sıraladığımız Krallıklardan ayrı olarak M.Ö. 286 – M.S. 20 arasında, doğu ve orta Karadeniz kıyılarını kapsayan PONTOS KRALLIĞI’nı;  M.Ö. 69 dan M.S. 72 ye uzanan ve güney doğuda yurtlanan, Başşehri Samosata ( Adıyaman – Samsat ) olan , yine İran’lı KOMMAGENE Krallığı’nı ; Sami kavminden Başkentleri Orhai ( Urfa )  olan

ve M.Ö. 192 den M.S. 244  kadar yaşamış,  M.S. 200 de Hıristiyanlığı kabul etmiş SÜRYANİLER’ i  ( Ki önceleri Ermeni Krallarının, sonra Part İran İmparatorluğunun, M.S. 116 dan sonra da Roma’nın korumasına girmiş; M.S. 244 de Roma İmparatorluğunun topraklarına katılarak tarih sahnesinden çekilmiştir. ) ayrı ayrı ele almaya gerek görmüyorum.

Ari kavimlerinden ERMENİSTAN KRALLIĞI , kuzey doğu Anadolu’da M.Ö. 188 de , Van gölü ile şimdiki İran Ermenistan sınırındaki Gökçe gölü arasında, İranlı Satrap Artaksias tarafından kurulmuştur. M.S. 10 tarihinde yine İran İmparatorluğundaki Partlar Ermenistan Krallığını tamamen kendi ülkelerine karıştırmış, İranlı İmparator II. Voros, kendisini Ermeni Kralı olarak tanımlamıştır.

M.S. 66 tarihinden başlamak üzere, II. Voros’un oğlu İranlı I. Trinat, Ermeni Krallığında II. İran hanedanlığını yerleştirmiştir. M.S.288 de Hıristiyanlık Dinine giren Ermeniler, son Kral Ardeşer ( M.S. 419 – 429 ) zamanında İran Sasani İmparatorluğu içinde kaynaştırılmışlardır.

Ermeni asıllı olmayan Mamikonyan’lar tarafından yönetilen Ermenilerin, M.S. 685 ‘e kadar ilk beş Kralı İranlı genel Valiler olmuştur.

Daha sonra Ermeni Krallığının başında Vaspurakan hanedanını görüyoruz..

Ermeni Krallığı  onlardan, Bagratum hanedanına geçiyor.

16 Ağustos 1064 te Kars kolunun Selçuk Türkleri tarafından ele geçirilmesi sonunda Kral Gagik-Abas ( 1029 – 1064 ) saltanıtı bitiyor.

Barkatum  Hanedanlığına da yine Selçuklular tarafından 16 Ağustos 1064 te son veriliyor.1072 de ise,Türkler Bagratum hanedanının Gürcistan kolunu da ortadan kaldırılıyorlar.

Son Ani Kralı II. Gagik 1079 da öldürülmüştür.

1080 den itibaren Doğu Anadolu’da Ermeni Krallığının egemenliği tamamen kaybolmuştur.

 

ROMALILAR:

 

M.Ö. 216 da Romalılar Balkanlara  saldırdı. Roma Cumhuriyeti ile Makedonya Krallığı arasında savaş başladı, 11 sene sürdü.

Anadolu’daki Bergama Krallığı Roma tarafında yer almıştı. Bitinya Krallığı ise Makedonya tarafını tuttu.

Romalılar bu savaşta üstünlük sağlamalarına rağmen, araya giren Kartaca olaylarında dolayı Balkanları ikinci plâna bıraktılar.

Beş yıl sonra M.Ö. 200 tarihinde , ikinci Makedonya savaşı başladı. 3 sene devam etti. Yine Bergama Krallığı Roma yanında idi.

Makedonya tarafında ise, ikinci savaşta Bitinya ile birlikte Selevkoslar da yer almış bulunuyordu.

Romalılar önce Makedonya’ya asker çıkardılar. Ege’ye donanma gönderdiler. Anadolu kıyılarında savaş Makedonya Krallığının zararına gelişiyordu.

26 sene sonra, üçüncü Makedonya savaşı M.Ö. 171 de tekrar başladı. Üç yıl yani M.Ö. 168’e kadar devam etti. Savaş sonunda galip taraf Roma oldu. Romalılar Makedonya Krallığına son verdiler.

Romalılara Anadolu kapıları aralanmış oluyordu.

Anadolu’yu savunma görevi, Selevkos Kralı III. Antiochus’a ( M.Ö. 223 – 187 ) kalmıştı. Fakat Romalılar ona ağır bir antlaşma imzalattılar. Anadolu’yu savunma yükü Pontos

Kralı büyük Mithridates Dionizos’a ( M.Ö. 120 – 63 ) düşüyordu.

Ne var ki savaş Anadolu topraklarına girmiş oldu. Bu da Romalılar karşısında başarıyı aza indiriyordu.

Çok geçmeden Mithridates yenildi.

Zaten Roma, M.Ö. 133 de Bergama Krallığını sulh yoluyla ele geçirmişti. İran sınırına kadar bütün Anadolu’nun yanı sıra Akdeniz’in doğu kıyılarını, Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır Libya Roma Cumhuriyetine girdi.

Likya, Kilikya, Kapadokya, Roma’ya katıldı. İconium ve Laranda çevresi de Roma topraklarına bağlanmıştı.

Sıra doğu Anadolu’da ve Fırat ötesi Ülkelerde idi.

M.S. 200 yıl başında doğu Anadolu’nun tamamı , doğu Suriye, Mezopotamya , Hazar’a kadar güney Kafkasya, Roma’ya ait  idi. Kara Denizin tamamı Roma’nın olmuştu.

İran ile Roma karşı karşıya kaldılar. Bir süre sonra İran. Dicle’den ötesini geri aldı.

M.S. 400 de Roma yönetimi, Anadolu’yu iki Dioses ( eyalet  ) ‘e ayırdı.

ASYA EYALET’ inde : Batı Anadolu yer aldı.

PONTOS EYALETİ ise : Doğuyu kapsıyordu.

Eyalet ( Dioses )’ lerde genel Valilikler kuruldu:

Karadeniz kıyıları boyunca , batıdan doğuya doğru:

Europa ( Doğu Trakya ), Bithynia,  Paphlagonia, Helene Pontus, Pontus Polemoniae.

Batıdan doğuya Akdeniz bölgesinde:

Asia ( Batı Anadolu ), Caria, Lycia, Pamphylia, İsauria ( Larandanın bir bölümü burada yer alır. )

Orta Anadolu’da uzanan genel Valilikler :

Lydia, Pisidia, Lycaonia ( Konya’nın tamamı,  Larandanın Büyük kısmı ve DERBE burada yer alır.), Galatia, Cappadocia.

Kuzeydoğu Anadolu’da : Armenia I, Armenia II, Armenia Maior.

Güney Anadolu’da :

Mezopotamya, Osrhoene ( Mezopotamya’nın kuzey batısı, Ruha  < Urfa >, Edessa veya Orroes ), Euphratensis ( Fırat ), Syria I ( Hatay ve civarı ), Cyprus ( Kıbrıs ) olarak

Anadolu 24 genel Valiliğe ayrılmış oluyordu.

M.S. 395 te Roma İmparatorluğu doğu ve batı olarak bölündü.

Doğu Roma’ya  BİZANS denildi.

Batı Roma ise, ayrılıştan 81 yıl sonra 476 da yıkıldı.

 

BİZANS YANİ DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU :

 

17 Ocak 395 den 29 Mayıs 1453 te Fatih Sultan Mehmet’in Çağ değiştiren fethine kadar 1058 sene yaşamını sürdürdü.

4. Haçlı seferinde İstanbul Latinler tarafından 14 ay 13 gün zapt edildiği için ve

1204 - 1261 arasında başkent İznik’ e taşındı. Bu 58 sene dışında İstanbul ,1000 yıl Bizans’a başkentlik yapmıştır.

Bizans İmparatorluğu, M.S. 17 Ocak 395 tarihindeki kuruluştan itibaren, sahip olduğu Lâtin Devleti kimliği ile Lâtince konuşurken, 6.yüzyıldan sonra Yunanca resmi dil kabul edilmiş, Dini yönden de Roma’daki Papa değil, İstanbul’da bulunan Patrik-i Ruhanî lider olarak görülmüştür. X. Yüzyılda ise bu “ Doğu – Batı ” ayrılığı doruğa ulaşıp bir yandan Ortodoks Bizans ile Katolik Roma, Dinde kutuplaşmayı sürdürmüşler, Bizans - Roma düşmanlığı da tamamen görünür hale gelmiştir.

Bizans tarihinde önemli dönüm noktaları vardır:

1 – 1040 Dandanakan savaşı :

Selçuklular ile Gazneliler arasındaki bu savaşta Selçukluların zaferi, büyük Selçuklu Devletinin kuruluşuna yol açan ilk adım olmuştur. Bu yönden büyük önem taşır.

2 – 1071 de Türklerin Malazgirt Zaferi :

Türklerin bu zaferi Bizans’a  en büyük darbeyi vurmuştur. B. Selçuklu Sultanı Çağrı Beyin oğlu Alparslan ile, Bizans İmparatoru Romanos Diyogen IV. arasında 26 Ağustos 1071 Cuma günü ceryan eden savaş Alparslan’ın zaferi ile sonuçlanmış,  Bizans’ın kaderi, yıkılacağı tarihten 382 yıl önce adeta gösterilmiş ve görülmüştür. Sanki “ Levh-ı mahfuz ve levh-ı kader ” tecelli etmiştir. Görülür hale gelmiştir.

3 – Miryokefalon Savaşı :

Anadolu Selçuklu Sultanı İzzeddin Kılıçarslan II. ( 1156 – 1192 ) İle Bizans İmparatoru Manuel I. Kommagenes ( 1143 – 1180 ) in, 17 Eylül 1176 da Denizli civarında yaptıkları savaştır.

1174 de Musul hükümdarı Atabey Nureddin Zengî öldü. Onun ölümü Selçuk sultanı İzzeddin Kılıçarslan’ın Anadolu’da rahat nefes almasını sağladı. Hemen ertesi sene, Sivas ve Tokat bölgesini ellerinde tutan Danişmend topraklarını kendi hudutlarına kattı. Batıda Bergama ile Edremit’ i de aldı.

Anadolu Selçuklularının fetihleri Bizans’ın rahatını bozdu. Manuel I. Komaneges bir ordu hazırlayıp Konya üzerine yürüdü. Ayrıca yeğeni  Andronikos’u da bir başka ordunun başına geçirerek Karadeniz kıyısında Bithynya, Pontos, Galatia bölgeleri arasındaki Paphlagonia’ya gönderdi.

Bizans ordularının iki ayrı cepheden harekete geçmesi üzerine İzzettin Kılıçarslan barış teklif etti ise de ret edildi.

Eylül başlarında Niksar’a gelen Andronikos Türkler karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Yine Eylülün ilk haftalarında imparatorun kumanda ettiği ordu, Menderes vadisinden geçip Eğridir gölü ve Sultan dağı çevresindeki dağlık bölgeye ulaştı. Orada Tzibritze adlı bir geçitten sonra Miryokefalon kalesine varılır. Selçuk kuvvetleri bu geçidi ve çıkış yerindeki kaleyi tahrip etmişlerdi.

Manuel’in kumandanları geçitteki çukur yoldan geçmeye karşı çıktılarsa da, genç

prensler İmparatora baskı yaparak orduyu çukura soktular ( 17  Eylül 1176 ). Türkler önce geri çekilir gibi davrandı. Cesaretlenen Bizans süvarileri Türklere saldırdıysa da , yamaçlardan boğaza inen Türkler düşmanı yok ettiler. Manuel paniğe kapılıp geri çıkmak istediyse de bütün ordu yüklenince dönüş yollarını geçilemez hale soktu. Savaş akşama kadar sürdü. Kılıçarslan, Manuel’e haber gönderip Dorilaion ( Eskişehir ) ve Sublaion ( Gümüşsu ) kalelerini yıkmak şartıyla kalan askerinin geri dönüşlerine izin verdi.

Malazgirt’ten  105 sene sonra, onun benzeri bir tokadı Miryokefalon’da yiyen Bizans,

“ TÜRK GERÇEĞİ ” ile çok yakından tanışmış oluyordu.

             4 – Bizans’ın, ilerde başına gelecek olan sonu, görmesini sağlayacak bir başka olay 1204 tarihinde cereyan etti.

             Türklere ve İslâm dünyasına karşı Papalığın düzenlediği dördüncü Haçlı seferi

( 1202 – 1204 )  İstanbul üzerinden Anadolu’ya geçerken bir darbe ile Bizans’ı devirdi. Haclılar tarafından Lâtin devleti kuruldu. Bizans kısa süre içinde kendi yönetimini kurtardı ise de, zaman onu iyice törpüledi. Ululuğunu, büyüklüğünü, debdebesini, görkemini, böbürlenmesini kaybettiği gibi , daha iler yıllarda Osmanlı beyliği gelişip serpildikçe, Bizans daha aşağılara yuvarlanarak sona doğru hızla yol aldı.

             29 Mayıs 1953 Bizans’ın yıkılmasıyla bitmedi. Orta çağın kapanıp yeni çağın da başlama tarihi oldu. “ İnna Fetahna Leke Fetham Mubiyna ”

Özet olarak :

Tarih öncesi çağlarda burada başlayan yaşam:

İlk ARİ KAVİMLER’ den sonra;

SÜMER, ASUR, BABİL;

HİTİT, HURRİ, MİTAN, URARTU;

İON, FRİG, LİDYA, PERS;

MAKEDONYA, SELEVKOS;

KAPADOKYA, BİTİNYA, BERGAMA, KOMMAGENE;

SÜRYAN ROMA, BİZANS, SASANİ;

SELÇUK, KARAMANOĞULLARI VE OSMANLI ile devam etmiştir.

Onlarca asır öncesinden XX. Yüzyıla uzanan devrede pek çok eseri KARAMAN ve çevresinde bulabilirsiniz.

10 km. Kuzeydoğumuzda CANHASAN höyüğündeki kazılar  8000 yıl öncesinden günümüze yaşam katmanlarını sergiliyor.

Karadağ’da Hitit kitabelerine rastlanıyor.

LARANDA MÖ.322 de Helenlerin eline geçmiş.

MÖ: I. Yüzyılda ROMALILAR’ a bağlı DERBE kralı ANTİPATROS tarafından zapt edilmiş. Şehir, bu devirde LİAKONİA birliği içindedir. Ve 2000 yılı öncesinde de LARANDA önemli bir transit ve ticaret merkezidir.

HZ. İsa ile birlikte Hıristiyanlığı ilk kuranlar arasındaki HAVARİLER’ den: SEN POL, SEN PİYETR ( Aziz Petros ) ve BARNABAS, Rühül Kudüs’ten gelen ilahi emirle dünyada ilk kiliseyi kurma ile görevlendirilip  LARANDA’ ya gönderilirler.

Ve Miladi; 41 yılında Laranda’ ya bağlı DERBE’ de yeryüzünde Hıristiyanlığın ilk Kilisesini inşa ederler.

DERBE ŞEHRİ ve DERBE KİLİSESİ, önümüzdeki yeni bin yılı, MİLENYUM’ u tamamen dolduracak, HAC merkezi olarak, her yıl boyunca milyonlarca Hıristiyan Hacıya kucak açacaktır.

PAPA Hazretleri, geçtiğimiz sene içinde tüm dünyaya seslenerek, her yıl en azından ON BEŞ MİLYON Hıristiyan’ın HAC için Türkiye’ye gitmelerini zorunluluğunu duyurmuştur.

HZ. İsa’nın Havarileri, Ruhül Kudüs’ün aracılığıyla verilen emri yerine getirerek, Miladi 41 yılında DERBE’ de dünyanın ilk Kilisesini inşa ettikten sonra, dönüş yolculuğunda LİSTRA yani HATUNSARAY, KONYA, YALVAÇ, PERGA  ve GALATYA, ANTALYA, KIBRIS, SELEVKOS Kiliselerini de inşa edip, ilk tur görevlerini tamamlamışlardır.

İkinci  turda: Sırasıyla MAKEDONYA, FİLİBE, SELANİK, PİRE, daha sonraki turlarda: EFES’ te MERYEMANA, İZMİR, BERGAMA, TİYATİRA, SARD, FİLADELFİYA, LAODİKYA Kiliseleri inşa edilmiştir.

Bu kiliselerin ardından, bütün ASYA MİNÖR yani ANADOLU şehirlerinde Kiliseler yapılmıştır.

Çalışmaları belgeleyen bilgiler, bütün İNCİL’ lerdeki  ( Markos, Matta, Luka, Yuhanna, ve Resullerin İşleri’ ndeki )  ayetlerde, Havari mektuplarındaki ayetlerde, açıkça belirtildiği, sergilendiği gibi, İSLAMİYET’ in mukaddes kitabı KURAN-I KERİM’ in kalbi: Yasin süresinde de yer almaktadır.

DERBE’ de kazılar veya temizleme işlemlerine hemen başlanırsa, Türkiye üç yıl içerisinde Turistik önemi bakımından dünyadaki beş önemli ülke arasındaki yerini alır. 

Bu görüş kehanet değil,  gerçeğin ifadeleştirilmesidir.

Yukarıda belirlediğimiz gibi ilki DERBE’ de başlayıp devam eden turlarla yeni Kiliselerin yapımı::

IV. Yüzyıldan’ dan sonra IX. Yüzyıla kadar sürdürülerek:

BARATA’ da, yani Karadağ üzerindeki Madenşehir’ de bulunan BİNBİRKİLİSE, çevredeki yeni Hıristiyan mabetleri, bazilikalar, sarnıç ve su yolları inşa edildi.

LARANDA ve İKONİUM’ un kuzeyinde   yer  alan GÖREME ve çevresindeki yumuşak kayalara oyulan, daha sonraları özelikle Kilise olarak düzenlenen eserler , MS: VII. -  XI. Yüzyıllar arasında.

Hatay Antakyasındaki Kilise ise, Hıristiyan’ lığın ilk günlerinde bir mağaradan ibaret olan toplanma yeri  V. yüzyılda Kilise’ye dönüştürüldü.  Şimdiki yapı XII. ve XIII. yüzyılda IV. ANTİOKHOS  EPİPHANES  tarafından inşa ettirildi.

 

II -İSLÂM VE TÜRK DÖNEMİNDE LÂRENDE = KARAMAN

             

IX. yüzyıla kadar LARANDA  iki kez Arapların eline geçmişse de 1165 tarihine kadar Bizans hudutları içindedir.

1165’te  Anadolu Selçuklu Sultanı II. Izzeddin Kılıçarslan  ( 1156 –1192 ) tarafından fethedilen LARANDA’ nın adı, bu tarihten sonra LÂRENDE olarak söylenegelmiştir.

X. yüzyıl başlarında Ortaasya’ dan batıya göç etmek zorunda kalan Karamanoğulları,   bu göç esnasında yüzyılı aşkın süre boyunca Iranın kuzey bölgesinde ŞİRVAN’ da, Hazar Denizinin güneyinde yer alan ılıman iklimli topraklarda ve şimdiki Azerbaycan’da konaklamışlar, geçici olarak yerleşmişlerdir. Ancak doğudan gelen yeni göç akınları, onları batıya, Anadolu’ya yönlenmek zorunda bırakmıştır.

1200’lerin başında, daha önceden de her yaz boyu davar sürülerini otlatmaya geldikleri ve iyice tanıdıkları, Erzurum yaylalarından, Aksaray’a, Hasan Dağı’na,  Konya ovası üzerinden Larende çevresine inmişlerdir.

Karamanoğulları yaşamlarını, havası, suyu, bitki örtüsü hoşlarına giden bu topraklarda yurt tutmaya karar verince 1212’de Herakl  ( Ereğli ) kalesini ele geçirmişler, sonra 1217’de Sivas’ı, sırasıyla Kayseri ve çevre şehirleri almışlar, 1228 yılında Anadolu Selçuk Sultanı I. Alaaddin Keykubad’ ın  isteği üzerine, Rumlardan zapt ettikleri  Ermenek – Kamışlı yöresi Karaman beyi Nurettin’e İKDA olarak verilip, tabl, alem gönderilmiş; Karamanoğulları beyliği resmen tanınmıştır.

Karamanoğulları bu tarihten itibaren sistemli bir şekilde, doğuda Mut, Kırobası; güneyde Silifke, Kız Kalesi ve Kilikya ülkesi; kuzeyde Ankara’ya  kadar  Bizans topraklarını ele geçirmişlerdir.

Nurettin bey, sağlığında beyliği oğlu Karaman’a bırakmış, kendisini din ve ibadet yolunda,  Allah’a adamış ve “ Nure  Sofî „  adı ile anılır olmuştur.

Karaman bey, bir taraftan doğu ve güney sınırlarını genişletirken, kuzeydeki Anadolu şehirlerini ele geçirirken, bir taraftan da Selçuk Sultan’ nın ricası üzerine Antalya’yı zapt etmiş, göller bölgesine kadar uzanmıştır. Selçuk’ un güney ve batı hudutlarında fethettiği bütün kalelerin anahtarlarını ve ele geçirdiği ganimetin büyük  bölümünü de Sultana göndermekten geri durmamıştır.

Fetihten sonra Karaman bey, Burdur civarında Gölhisarı  Kalesi önündeki ordugâhında dinlenirken, Karaman Bey’ in fetihlerinden korkuya kapılan devlet ileri gelenlerinin, Selçuk Sultanı  III. Gıyaseddin Keyhusrev’ e yaptıkları baskı sonucu, Sultanın gönderdiği zehir, Gölhisarı tekfuru tarafından Karaman Bey’ in yiyecek ve içeceğine karıştırılarak, 1265’ te zehirlenip ölümü vaki olmuştur. Cenazesi Gölhisarından Ermenek’ e götürülerek BALKUSAN Köyünde defnedilmiştir.

Karaman Bey’ in 10 ve 12 yaşlarında iki oğlu Mehmet ve Mahmut, Karaman Bey’ in vasiyeti gereği, Kumandanları; Hamit, Turgut, Aydın, Menteşe ve Kaya Bey tarafından doğruca Bulgar dağına götürülüp, büyük alim  MEVLANA ARIZ’ a teslim ediliyor.

Her iki çocuk orada, alim MEVLANA ARIZ’ dan o devrin bütün bilimlerini, 8 yılda öğrenip, eğitiliyorlar. İlmi Cüz’ iyattan : Atom ve elektronları tanıyorlar.  İlmi Külliyat’ tan, İlmi Nücum, Astronomi ve Matematiğe kadar, Felsefe ve Mantığa, bütün bilimlerin yanı sıra, yabancı dilleri ve devrin en büyük silahşör’ ü Hamit beyden silahşörlük ve Harp sanatı derslerini alıyorlar.

Karamanoğlu Mehmetbey, Selçuk baskısına alınmaya uğraşılan bütün Karamanoğulları’ nı, Beyleri,  Kumandanları kendi bayrağı altına çağırıp, beyliğini ilân ediyor.

Kısa sürede derlenen Karamanoğulları, bütün eski topraklarına sahiplendikleri gibi, 1277’de Mehmetbey’ in kumandasında Konya üzerine yürüyerek, Konya’yı zaptediyorlar.

Selçuk Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrer, Konya’dan kaçarak canını kurtarıyor. Konya’nın zaptından sonra:

Karamanoğlu Mehmetbey Selçuklu tahtına oturmadı. Selçuk Sultanı II. Keykâvus’ un

oğlu Alaeddin Siyavuş’ u tahta çıkardı. Aşıkpaşanın oğlu, Baba İlyas’ ın torunu olan Muhlis Paşayı birinci Vezir tayin etti. Ve Konya’da yapılan ilk divan toplantısında, tarihi bir karar aldırarak bütün aleme duyurdu:

“ Şimdengeru divanda,  darigahta,  barigahta, mecliste, meydanda TÜRKÇE’ den gayri dil kullanılmayacaktır ” . H : 676 yılı Zilhicce ayı 10. Perşembe günü ( 12 - 13 Mayıs 1277 )  İmza : Karamanoğlu Mehmetbey.

Bu fermanla sadece dilimizin değil, Türklüğün, Müslümanlığın, Bayrağımızın, Örf ve Ananelerimizle şekillenen Kültürümüzün, Türk yurdu Anadolu’muzda ilelebet yerleşip yaşaması sağlanmıştır.

Karaman beyin ve oğlu Mehmetbey’ in beylik dönemleri, Türkiye tarihinin şekillendiği, ana hatlarının çizildiği dönemdir.

Moğol baskısı ile yok olup giden, Anadolu Selçuk ailesinden boşalan, silinip kaybolan devlet otoritesi doldurulmuş, yeni yeni ortaya çıkmaya çalışan Osmanlı aşireti her yönden desteklendiği gibi, Karaman bey tarafından kendilerine tabl alem verilerek, beylik olmaları onanmış, Şeyh Edebali ve beraberindeki dört yüz aile, Eskişehir yakınında İtburnu’na yerleştirilerek, Genç Osmanlı beyliğinin yaşaması sağlanmıştır.

Daha da ötesi “ İKİ YÜZ YIL „ Karamandan Osmanlıya beyin göçü devam ettirilmiş, bir aşiretten bir dünya İmparatorluğunun doğuşuna öncülük yapılmıştır.

Sonraki yıllarda Osmanlı - Karamanoğlu yakınlaşması, karşılıklı kız alıp vererek akrabalıklara dönüşmüş, ama Anadolu’ya sahiplenme kavgası da  bir taraftan artarak devam etmekten geri durmamıştır.

Osmanlı - Karamanoğlu mücadelesinde bilime ve tekniğe daha çok önem veren taraf Osmanlılar olmuş, XV. yüzyılın  ilk yarısında Osmanlı yeni çağa girerken, Karamanoğulları halâ orta çağdan kurtulup sıyrılamadıkları için, tüm toprakları Osmanlı ülkesine katılmış, 1500

senesi başlarında beylik ortadan kalkarak Larende, Osmanlının bir eyaletinin merkezi haline sokulmuştur.

Daha sonraki yıllarda Karaman küçülmeye devam eder. Önce Vilayet, sonra Sancak, sonra da Kaza merkezi haline dönüşür.

Her şeye rağmen XX. yüzyıl başlarında Karaman Kazası, yine de ana yolların merkezinde önemli bir transit noktası, küçümsenmiyecek bir ticaret  şehri olarak karşımıza çıkar.

 

III-TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İLÂNINA KADAR  KARAMAN

 

1920’li yıllara ait bir belgeden görüntüler sunacağım:

Nüfus:  5 - 6 Bin.

Vakıflar:  Gelirleri çok, ama hep merkeze gönderilir.  Harap hale gelen vakıf mülklerinin tamiri için Karamana on para harcanmaz.

Kazanın varidatı :  300.000 Sarı Lira = Bugünkü değeri : 10 Trilyon T.L.

Kazanın sarfiyatı : 124.000 Sarı Lira = Bugünkü değeri :   4 Trilyon  200 Milyar T.L.

 

KARAMANLININ ÂDETLERİ :

Sözünde durmak.  Misafire hürmet  ( Belgede: “ Tam olarak Türk seciye ve ahlakı temsil edilir ” deniliyor. )

DİL :  Köyde ve şehirde kâmilen ince ve zarif Türkçe’dir. ( “ İstanbul şivesi, hatta daha incesidir ” notu eklenmiştir. )

Kıyafet – Giyim Kuşam : Şehirde ve köylerde giyim kuşam farklıdır.

Size : 1890 – 1920 -1955’ ten üç tablo sunacağım.

1890 ve1920 nin Karaman kıyafetlerini  belgeden aktarıyorum:

1890 Kıyafetleri :

Zengin fakir herkes üç etekli entari, sırtında çuha fermene ve “ aydaşlık ” namı verilen cübbe giyerler.

Esnaf ve çiftçiler, yün veya kıldan bol şalvar, bellerinde gayet kalın iri kuşak sarılıdır. Başlarında fes üzerine çember veya yeşil sarık.

Efendi ve Ağa kısmı ise ağabanî  sarık  ( abanî = ipekten )  sararlar.

Erkeklerin ayakkabıları sarı mest – sarı pabuç,  zengin kadınların ayaklarında Gadıdane  ile süslenmiş ayakkabılar,  fakirlerde ise kırmızı mest ve pabuç bulunurdu.

Karamanlı şehir erkeklerinin çoğu, yarım  elfiye şalvar,  belde ince kuşak, sırtta bir yelek ve bir caket,  başlarında fes ve fes üzerinde yağlık  ( büyük mendil, çevre )  sarılırdı.

Ayaklarında ekseriya mest ve dışında kundura olurdu.

Sûfî  geçinenlerin başlarına beyaz diba ( ipek, atlas ) Ağabani sarık dolanırdı.

Akza’ da ( Fıkıh ilminde önde olanlar ) ise bazen şalvarlıdır. Fakat başlarında sarık ve yağlık bulunmazdı.

Devlet dairesinde çalışanlarla, mektep mezunları, okumuşlar, yeni gençler setre - pantolon giyerlerdi.

Efeler ve efe geçinen kabadayı takımı ise, ağı  ( apış arası ) çok bol, paçaları kısa şalvar giyer,  belde ise kalın kuşak; bakır veya tunç  renkli fes üzerine siyah yağlık sararlar ; ayakta yemeni ve diz boyu çorap giyilirdi.

Karamanlı şehir kadınları:

Pazen veya keten basmadan dikilmiş, geniş ağlı, etekleri yere kadar değen, yerde sürünen şalvar;

Sırtta kısa entari yani zıbın denilen kolsuz giysi, başlarında beyaz şimle ( yaşmak ) takınıp, tek göz açık, yüz kapalı gezerlerdi.

Hali vakti düzgünce yani biraz varlıklıca olanlar, saçlarında gaziler ( altınlar ), boyunlarında ( 3 - 30 adet ) gıramusa altını,  3 - 10 adet beşibirlik  ( beşibiryerde )  takarlardı. Takılar ( 70 ) yaşını aşkın Karamanlı kadınlar tarafından da mutlaka takılır, kullanılırdı.

Bununla birlikte, 1920’li yıllarda, İstanbul biçimi kısa ve daracık çarşaflar ince peçeler yayılıyor, özellikle düğün ve bayramlarda, yine İstanbul biçimi alafranga fistan giymek Karamanlı kadınlar arasında da beğeniliyor, rağbet görüyordu. Alafranga fistanlar varlıklı olmayan kadınlar tarafından da aranıyor, giyiliyordu.

Karaman Köylerine gelince : 

Genel olarak köylü erkekler üç etek entari veya kıldan, yünden dokuma şalvar giyerler, üstlerine ceket ve yelek yerine, mutlaka Fermene yani: İşlemli, dar ve yuvarlak yanlı

yelek giyerlerdi. Hatta bu tür fermeneleri şehir merkezindeki esnafta kullanır, fermene üzerinde sanatını belli eden işlemeler bulunurdu.

Karaman köylerindeki erkekler başlarına, yaşlılarda yeşil sarık gençlerde fes veya yağlık giyinirlerdi.

Gençler şehirdeki gibi, iri ve kalın kuşak kullanırlar, şalvar ve entarilikleri kendileri imal eder, üretirlerdi.

Ayaklarında adi sehtiyan ve gön’ den, çizme biçimi uzun konç’ lu kunduralar giyerler, bazıları yemeni’ yi tercih ederlerdi.

Karaman köylerindeki kadınlarda :

Kısmen bol şalvarlı, üzeri zıbınlı, üç etek entari giyerler, tek gözü açıkta bırakan

( şimle = yaşmak ) hiç kullanmazlar, yüz tamamen açık, geniş ve siyah renkte başörtüler takınırlardı.

Çoğu, erkek gibi hatta onlarla beraber en ağır işlerde çalıştıkları için,  kıl şalvar ve çizme giyinirlerdi, genç köylü kadınlar basma ve ketenden şalvar ve entariyi tercih ederlerdi.

IV - TÜRKİYE CÜMHURİYETİNİN İLANINDAN 1950’ye KARAMAN:

 

29 Ekim 1923’te kurulan Cumhuriyet, savaşların yoklukların, acılı günlerin ardından; ekonomi’ de, eğitim ve öğretimde, adalette, bilimde, teknikte, ticarette, tarımda ve sanayide top yekün bir yeni hamle ile çalışmaya başladı.  Asırların ihmali, cehalet ve ilgisizlik sonucu fakirleşen ülkeyi, her yönüyle ileri ülkeler düzeyine yüceltmek amaçlanıyordu.

Karaman bu dönemde hep veren, ama karşılığında devletten yeteri yardım alamayan beldelerden birisi idi.

Karaman halkı, ülkeyi yönetenlere sesini duyuramamaktadır. Yeni yetişen genç  kuşak, bir takım çalışmalar  sergileyip hükümete iletebilseler bile, karşılık görmüyor,  Belde kaderine terkedilmişliğe mahkûm, tarıma dayalı yaşamını sürdürmeye devam ediyordu.

İklim şartları elverir, yağışlar iyi olursa, buğday, arpa, biraz da bakliyat kaldırarak, ürününü satıp “ gelecek yıla ümit bağlamaktan ” ötede hiç bir aktivite gösteremiyordu.

“ Çiftçinin karnını yarmışlar,  kırk tane < gelecek sene > çıkmış ”  sözü o günlerden kalmadır.

 

V- 1950’den GÜNÜMÜZE KARAMAN

 

Demokrasi ve çok partili hayat Karaman’ nın kaderinde bir dönüm noktasıdır.

1954’e kadar, iktidardaki D.P.  teşkilatında olsun, Belediyede olsun, diğer  sivil toplum örgütlerinde olsun yeni yapılanmalar dolayısı ile, Karaman  isteklerini yeterince duyuramamış, hükümetle kendisi arasında güçlü bir diyalog kuramamıştır.

1955 başından itibaren, Karaman’ daki bütün kuruluşlar aynı çizgiye getirilmiş, önem sırasına göre ihtiyaçlar belirlenip Ankara ile çok sıkı bir diyalog sağlanarak, proğramlı bir uygulama başlatılmıştır.

Sonuçta :

Yıl 1955.  Cumhurbaşkanı ile Başbakan, beraberlerinde 12 Bakan, 160 Milletvekili özel hazırlanmış  “ BEYAZ TREN ” ile Karaman’a teşrif ediyorlar.

O günlerde Karaman’ nın şehir nüfusu 15 bin kişidir.

İstasyon meydanını dolduranların sayısı ise 12 bindir.

Şehirlisi, Köylüsü, Kadını, Erkeği, Öğrencisi, Misafirleri, ( hatta az sayıda da olsa ) Merasim bölüğü ile tüm Karaman alandadır.

Politikacıyı en çok etkileyen faktör, halk topluluğudur. Misafirler gerçek manada etkilenmiş durumdalar.

İstasyon binası önüne kurulmuş kürsü iri, ağır, devasa şeker pancarları ile süslenmiş. Celal Bayar, Adnan Menderes ve Dr. Mehmet Armutlu kürsüdeler. Konya Valisi Cemil

Keleşoğlu kürsüye çıkan merdivenin basamakları başında .

İlk konuşmayı Karaman Belediye Reisi ve D.P. İlçe Başkanı olarak Dr. Armutlu yapıyor. Ve Karaman’ın isteklerini sıralıyor.

1.       Karaman Vilâyeti.

2.       Gödet ve İbrala Derelerine baraj.

3.       Mencusat Fabrikası.

4.       Bölgede yetiştirilen yaş ve kuru üzümü değerlendirecek Fabrika ve tesisler.

5.       Karaman Mersin Devlet yolunun ihale ve inşası.

O günkü toplantıdan bir resim sunuyoruz.

Bir kürsü; Söz sırası Başbakan Adnan Menderes’te, konuşmasına devam ediyor. sonra Cumhurbaşkanı halka hitap edecek.

Celal Bayar arka planda Doktor Armutlu ile konuşuyor. Konu ne ola ki?

Doktor Armutlu konuşmasında, Karaman’ nın Vilayet istemini anlatırken;

“ Karaman da yeni doğan kız veya oğlan bebeğin, doğumdan hemen sonrasında, sağ kulağına güzel sesli bir hafız ezan okur.  Dinine sahip iyi vatandaş olması için. Sol kulağına ise güçlüce:  < KARAMAN VİLAYETİ > diye bağırır.  Bebeğin genç  hücrelerine  < Vilayet  > isteği yerleşsin. Ta ki Karaman İl olana kadar bu yavrucuk mücadeleye devam etsin için. “

Gördüğümüz resimde, Cumhurbaşkanı Celal Bayar gerideki Doktor Armutlu’ ya dönmüş, “ bebeğin kulağına ne derler? ”  diye sorarken görülmektedir. Alacağı cevabın ne olacağını da bildiği için, yüzünde belirgin bir gülümseme var.

Başbakan Adnan Menderes te, son konuşmayı yapan Cumhurbaşkanı Celal Bayar da Karaman’ lının dileklerini yerine getirmek için her türlü gayreti göstereceklerini vaat ettiler.

Nitekim bir yıl sonra, 1956’da aynı kadro, Milletvekili sayısı daha kabarık, yine Özel Beyaz  trenle Karamana geldiler.

Geçen bir yıl boşa harcanmamıştır:

1-       Gödet Baraji’ nın etütleri bitmiş, proje hazırlanmış.

Bir buçuk yıl önce başlayan Ayrancı Barajı bitirilip, görkemli bir merasimle yine bu gelişte, barajdan su akıtılmıştır. Ayrancı barajının açılış konuşmaları anında Başbakan Adnan Menderes’in dilini bir arı soktuğu için, Başbakan konuşmayı el, kol, yüz, mimik hareketleri ile tamamlaya bilmiştir. Böylece Gines rekorlar kitabına geçecek tarihi bir anı yaşanmıştır.

2-       Karaman İplik ve Pamuklu Mensucat A.Ş. Sümerbank’ ın da iştiraki ile kurulmuş  300 dekar arazi, mal sahiplerine peşin ödemeler yapılarak satın alınmış ve bu ikinci gelişte temelleri atılmıştır.

3-       Üzümlerin değerlendirilmesi için Tekel bakanlığı tarafında bir Soma fabrikası kurulması kararı çıkarılmıştır.

4-       Yaz kış on iki ay ara vermeden çalışılmak suretiyle Karaman Mersin Devlet yolu tamamlanıp, bu gelişte trafiğe açılmıştır.

 

Vilayetliğe gelince :

Karamanlı, Vilayetlik isteğimizi frenlemek için yapılan her türlü düzene, baskıya, Bizans oyunlarına rağmen peşini bırakmadan isteğinde inatla devam etmiştir.

1957 yılında Karamandan Ankara’ya giden beş otobüs dolusu Karamanlıyı Başbakanlıkta kabul eden Adnan Menderes, heyete başkanlık eden Dr. Armutlu’ ya :

“ Karamanlı hemşehrilerime sevgi ve selâmlarımı götür. Vilâyetlik konusunda verdiğim sözü yerine getirebilmek için mücadele ettiğimi, özelikle siz daha Vilâyetliği açmadan konuyu benim açtığımı lütfen duyur. Şu anda Şeytan taşlamaktan ibadete vakit kalmadığını bilmenizi isterim. Ve Eğer Karamanı İl yapmadan ölürsem, gözlerim açık gidecektir. Bu sözlerimi de Karamanlı hemşehrilerime aynen aktar ” diyerek Karaman’ nın  İL olması hakkındaki kanunun hazırlandığı halde Meclise gönderilemediğini üzülerek söyledi.

Devlet ve Hükümetin ikinci gelişinde ceryan eden olayları anlatmaya devam edelim. 1956 yılında toplu halde Devleti, Hükümeti, Meclisi, Karaman’a ikinci kez getiren

Beyaz  Tren Karaman’dan,  Ayrancı’ ya, oradan da Ereğli’ ye geçti.

Menderes  salon haline getirilmiş özel vagonunda Dr. Armutlu ile Vilayetin sınırlarını harita üzerinde belirlemiş, çıkacak terslikler görüşülmüş, alınacak önlemler konuşulmuştur.

Nitekim 1955 ‘i takip eden yıl içerisinde, Konya milletvekillerinin büyük çoğunluğu bir taraftan bize karşı Karamanı destekler tavır sergilerken, el altından Konya’nın diğer 17 ilçesindeki D.P. Teşkilatlarını Karaman aleyhine yönlendirmekten de geri durmamışlardır.

İşte böyle bir atmosfer içerisinde Ereğli  istasyonunda misafirleri karşılayan büyük kalabalık :

 “ İstemezük.!.... İstemezük.!....” diye bağrışıyorlardı.

İstemedikleri ;  < Karaman’ nın İl olması > idi.

“ Karaman’ nın da, Ereğli’ nin de İl olmasını ” istemiyorlar, Akşehir’in il olmasına karşı

bulunmadıklarını ifade ediyorlardı.

Ereğli Mensucat Fabrikası salonunda  “ İstemezük ” nidaları devam etti.

Daha sonraki yıllarda, başta Ereğli, çoğu ilçe teşkilatları ve merkez Konya bizi “ İnim inim ” inletti .

1955 ve 1956 yıllarında Özel Beyaz Trenle Devletin, Hükümetin hatta Türkiye Büyük Millet Meclisinin Karaman’a yaptığı çıkartma harekatında çekilmiş resimler, bize sadece o günlerin bir anısı olmaktan öte, gözlerimize hitap eden başka mesajlar da veriyor.

1955 yılında Karamanlı erkeklerin, Kadınların, genç yaşlı, çocuk, öğrenci kıyafetlerini, giyim kuşamlarını her hangi anlatıma gerek kalmadan gözler önüne seriyor. Bunları tekrar tekrar seyretmeli diyorum....

Karamanın sonraki yaşamına devam edelim.....

34 yıl sonra, 1989’da, İl konusunu ele alan Turgut Özal’ a en fazla karşı çıkanlar yine Konya Milletvekilleriyle, diğer bazı Konya İlçeleri olmuştur. Karamanlı Ali Pınarbaşı’nın yanında sadece, Cihanbeyli’den  Konya Milletvekili seçilen bir parlementer vardır.

O günlerde Dr. Armutlu, yine Ankara’ya çağrılıyor. T.B.M.M. Lokantasında Konya Milletvekillerinden üçü dışında hepsi oradaydı. Konuşmalar arasında, diğer vekiller adına sözcülük yapan Haydar Koyuncu :

 “ Bize kızma Armutlu!  Biz bu kanun teklifinin geri çekilmesini Karamana karşı olduğumuzdan değil, Karaman’ nın yanı sıra Akşehir, Beyşehir ve Ereğli’ nin de il olmasını temin için istiyoruz ” diyordu. Tabi’ i  ki gereken cevabı da hak ettiği şekilde alıyordu.

Bakanlar Kurulu Türkiye’de dört ilçenin:  Aksaray, Bayburt, Karaman ve Kırıkkale’nin İl yapılması hakkında karar almış, Meclise kanun teklifi göndermişti.

Konya milletvekillerine göre, daha doğru bir deyim ile sözcüleri Haydar Koyuncu’ nun isteğine göre, diğer üç  ilçe kanun teklifinden çıkarılsın, Karaman  yanında Konya’nın üç  İlçesi daha il yapılsın, şeklinde teklifte bulunuyordu.  Kendi söylediklerine  kendisinin yürekten inanıp inanmadığını soran. Dr. Armutlu’ nun kulağına eğilip:

“ Karaman’a şahsen karşı değilim. Ben sadece dört ilçenin birden il yapılmasını sesli olarak düşünüyor,  kafamdan geçiriyorum ”  şeklinde özür bildiriyordu. “ Karaman için Teklif meclise gelince ilk el kaldıracak  kişi ben olacağım ” şeklinde fikir beyan ediyordu.

Öncelikle Başbakan Sn. Özal’ ın , D.P Genel İdari Kurulu Muhasip üyesi İstanbul Milletvekili Sn. Orhan beyin ve İzmir Milletvekili Sn. Işın Çelebi ‘nin kararlı ve ısrarlı tutumları ile teklif aynen  T. B. M. M’ ne geldi. Oylandı kabul edildi.

15 Haziran 1989 tarih ve 3578 sayılı yasa ile KARAMAN Türkiye’nin Yetmiş’ inci İli oldu.

İl mücadelesinin bu son raundunda, son döneminde yaşanan olayların perde arkası Karaman Gazeteciler Cemiyetinin, il oluşumuzu kutladığımız günlerde çıkardığı gazetedeki bir röportajda uzunca ele alınıp anlatılmıştır.

1950’den ve İl olduktan sonraki gelişmeleri yıl yıl rakamlandırmaya girmeden görünen bir gerçeğe değinmemiz yerinde olur.

On yıl önce 70. sıradaki KARAMAN, 2000’e girerken Türkiye’deki ilk on İlin arasında yer alacak hale gelmiştir. Hem de ;

Üniversitemiz kurulmadığı halde.......................

Hava alanımız yapılmadığı halde .................

Barajlarımız bitirilmediği halde ........................

Ankara–Mersin Demiryolu’ nun, Karaman–Mersin arasına başlanmadığı halde.......

En kısa Menzil’ den Karaman’ı Akdeniz’e ulaştıracak kara yollarımız ele alınmadığı

halde ..............

Başlangıcı Uzakdoğu’ya uzanan Ekonomik  Krizin sarsıntılarından halâ

kurtulamadığımız  halde ............                        

Problemleri çözüme ulaştırılamamış bir tablo çizmiş bulunmamıza rağmen, Karaman ilk on sırada  iller arası yarışını sürdürmektedir.  Bunda: 

Öncülerin gayretleri,

Özel girişimcinin cesareti,

Yönetici ve görevlilerin özverili çalışmalarının etkisi göz ardı edilemez,

İddia ediyoruz ki :

Bilimden, Teknik’ ten ve Teknoloji’ den, Dürüstlükten uzaklaşmadan, birliktelik ve engelleri aşma kararlılığı devam ettiği  sürece, yakın bir gelecekte, sadece Türkiye’de değil, Dünyadaki sıralamalarda da hak ettiğimiz yere ulaşmak için çabalarımız devam edecektir.

Yüce Allah ( CC ),  bu kutsal beldeye un vermiş, yağ vermiş, tuz vermiş, şeker vermiş, su ile ateş vermiş. Bunları birleştirip “ HELVA ” yapmaktan bizi kimse alıkoyamıyacaktır.